NAMAZ VAKİTLERİ

Hamm Şehri
İmsak 3.52
Güneş 5.42
Öğle 13.41
İkindi 17.46
Akşam 21.27
Yatsı 22.57

Sabah Namazı vakti: 5.10

Peygamberimiz (sav)

En güzel ÖRNEK Hz. Muhammed (S.A.V) hakkında bilgi öğrenmek için Resimi TIKLAYINIZ

 

Hisar gençlik teşk.

Resim Galerisi

Kadın Kolları Teşk.

Hazine kız gençlik teşk.

Mevlüt Özcan

İlahiyatçı Yazar

Beklediğimiz misafir hoş geldin

Mahmut Toptaş

Araştırmacı Yazar

Kur’an’ı nasıl okumalı

İlyas Özbay

Yazan ve hazırlayan

Ramazan tacirleri

Kim Online

Hz. Hüseyin'in şehadeti (680)

 

Hz. Peygamber’in torunu, Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin oğlu olan Hz. Hüseyin 10 Ocak 626 yılında Medine’de doğmuştur. Göğsünden aşağısının dedesine çok benzediği rivayet edilir. Doğduğu zaman Hz. Peygamber bizzat kulağına ezan okuyarak ismini koymuş, doğumunun 7’nci gününde kendisi için akika kurbanı kesilmiştir. Ağabeyi Hasan gibi ilk iki halife döneminde cereyan eden önemli olaylara fiilen katılmayan Hüseyin, Hz. Osman zamanında Said bin Âs’ın Kûfe’den Horasan’a yaptığı sefere (651) iştirak etmiş, babasının halifeliği sırasında da, Kûfe’ye giderek onun bütün seferlerinde bulunmuştur. Babasının şehâdetinden sonra da yine vasiyetine uyarak ağabeyine itaat etmiş, ağabeyi Hz. Hasan, Muaviye ile anlaşmaya karar verdiği zaman ona karşı çıkmak istemişse de itirazının reddedilmesi üzerine vazgeçip Medine’ye gitmiştir. Burada kaldığı süre içinde, kendini ibadete vererek zühd ve takvaya dayalı bir hayat sürdürmüştür. Hz. Peygamber’in, ağabeyi Hasan’la beraber “dünyanın iki çiçeği”, ahirette de “cennet gençlerinin efendisi” olarak belirttiği Hz. Hüseyin şehit oluncaya kadar geçirdiği hayatında iman, kulluk ve takvaya dayalı bir hayat yaşamış, bazı evlilikler gerçekleştirmiş, soyundan birçok büyük müctehit, alim ve veli gelmiştir (1).

Kerbelâ: Peygamber çiçeğinin koparıldığı yer

İslâm tarihi kaynaklarının verdiği bilgilere göre, Hz. Ali’nin şehâdetinden sonra Kûfe halkı Hz. Hasan’a biat etmiş, onun şehit edilişini haber alan Muaviye, Abdullah bin Âmir komutasında bir ordu hazırlayıp yola çıkarmış, durumu öğrenen Hz. Hasan ordusuyla birlikte harekete geçmiş; fakat adamlarının isteksiz olduğunu görünce kan akıtmanın uygun olmayacağını düşünerek Muaviye ile anlaşma imzalayıp sulh akdetmiş, Muaviye devlet başkanı olarak icraatlarını yürütmüştür.

Emevi Devleti’ni kurucusu Muaviye, 19 yıllık hilafet görevinden sonra vefatına yakın, fısk ve fücuru ile tanınan oğlu Yezid için biat almış, Yezid babasının ölümünün ardından hilafet makamına kurulmuştur. Durumu öğrenen Hz. Hüseyin buna şiddetle karşı çıkarak Mekke’ye gelmiş, orada Kûfelilerden kendisini Kûfe’ye çağıran bir mektup almıştır. Bunun üzerine Müslim bin Akil’i Kûfe’ye göndermiş, Müslim, Kûfe’de büyük bir ilgiyle karşılanmış ve Hz. Hüseyin adına binlerce kişiden biat almıştır. Kûfe’de olup bitenleri haber alan ve siyasi hakimiyeti için bunun büyük bir tehlike olduğunu düşünen Yezid, derhal harekete geçip duruma el koyması için Ubeydullah bin Ziyad’ı vali olarak tayin etmiştir. Ubeydullah önce Müslim’i yakalatıp öldürtmüş, ardından da Hüseyin adına Müslim’e biat edenleri ağır bir şekilde cezalandırıp dağıtmıştır.

Kûfe’deki gelişmelerden ve Müslim’in öldürüldüğünden haberi olmayan Hz. Hüseyin, bazı tecrübeli zevatın “Kûfelilere güvenilemeyeceğini” söylemesine aldırış etmeksizin hazırlıklara girişmiş ve çok geçmeden aile yakınlarını da yanına alarak yola çıkmıştır. Yolda Müslim’in öldürüldüğünü öğrenen Hüseyin, geriye dönmeyip sefere devam etmiştir. Bu arada İbn Ziyad, Ömer bin Sa’d komutasında bir birlik hazırlatmış, bu birlik Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ve adamlarını kuşatmış, Fırat’tan su almalarını engellemiştir. Kendisini çağıranların sözlerinden döndüklerini gören Hz. Hüseyin, Medine’ye dönmek, yahut serhatlarda İslâmî fetihlere katılmak gibi alternatifler ileri sürmüşse de Ömer b. Sa’d, vali İbn Ziyad’dan aldığı emirler çerçevesinde Yezid’e biat etmedikçe dönüşüne izin verilmeyeceğini söylemiştir. Sonunda Hz. Hüseyin 23 atlı, 40 piyade olmak üzere 73 kişiden oluşan sembolik kuvvetiyle, Ömer bin Sa’d’ın binlerce askerden oluşan ordusuna mukabele etmeye çalışmış, nihayet 10 Muharrem 61 (10 Ekim 680)’de yapılan savaşta Hz. Hüseyin ve adamları hunharca şehit edilmiş, Hüseyin’in kesik başı ve esirler Dımaşk’a gönderilmiş; olay tarihe, kanlı Kerbelâ vak’ası olarak geçmiştir.

Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesi Emevileri görünüşte bir rakipten kurtarmış; fakat Müslümanların kalplerinde kapanmaz yaralar açmış ve başta Tevvâbûn hareketi olmak üzere birçok tarihi olay yaşanmış, çok geçmeden Muhtar es–Sakafî, Kûfe’de bir hareket başlatarak Kerbelâ’nın intikamını almış (686), bulabildiği ölçüde Kerbelâ kıyımına iştirak eden herkesi en ağır şekilde cezalandırıp kılıçtan geçirmiştir.

Kerbelâ’nın tezahürleri ve matem

Hz. Hüseyin’in siyasi ihtiraslar uğruna acımasızca şehit edilmesi bütün Müslümanların bağrında derin üzüntüler meydana getirmiş, genel Müslüman çoğunluk çocuklarına Hüseyin ismini koyarak, camilere ismini yazarak, namazlarda ve cuma günü hutbelerde dua ederek acısına ortak olmuş ve ona olan muhabbetlerini somutlaştırmıştır. Şu kadar var ki Hz. Peygamber’in, ölünün ardından yaka paça yırtarak veya bedene eziyet ederek ağlamayı yasaklayan hadisleri sebebiyle hüzün ve gamlarını içlerinde tutmuş, onun Allah katındaki derecesini düşünerek şefaatini talep etmişlerdir.

Bilahare müstakil bir fırka olarak doğup gelişen Şia ise bu olayı daima canlı tutmuş, hüzün ve gamlarını daha açık bir şekilde dışa vurmuş, giderek bu dışa vurum mersiyeler eşliğinde “sine dövme”, “vücudu zincirleme” hatta “kama ile baş yarma” gibi noktalara varmıştır. Daha sonra Büveyhiler döneminde kendisi de bir Şiî hükümdar olan Muizzuddevle, 963 yılında Muharrem ayının ilk on gününü genel matem ilan etmiş, bu tarihten itibaren Şiî dünyada matem ritüelleri daha esaslı biçimde yapıla gelmiştir. Kaynaklarında Hz. Hüseyin için ağlamanın büyük günahları sileceği, Kerbelâ için dökülen gözyaşlarının cehennem ateşini söndüreceği gibi birçok rivayet yer almıştır (2). Bu çerçevede Şia muharrem matemlerine özel bir önem vermiş, çok sayıda mersiye (ağıt) kaleme alınmış, “deste” adı verilen ekip oluşturmak âdet haline gelmiş, olay çok yönlü bir karakter kazanmıştır.

Diğer taraftan XV. yüzyılın ikinci yarısından sonra Şiî dünyadan birtakım anlayışlarla birlikte Kerbelâ matemini alan Alevîler de bunu kendi otantik yapılarına adapte ederek “muharrem erkanı” tanzim etmiştir. Alevîler bu erkan çerçevesinde, bölgelere göre bazı farklılıklar bulunmakla birlikte, muharrem ayında matem orucu tutmayı, mümkün mertebe eğlenceden kaçınmayı esas edinmişlerdir. Büyük ozanlarının yazdığı ağıtları okuyarak, hüzünlerini dile getiren kitle, erkannamelerde kaydedildiği üzere bugünlere mahsus “matem duası, matem gülbankı, matem tercümanı ve salavatları”nı okuyarak bu erkanı yerine getirmeye çalışmışlardır (3). Alevîler, Şiîlerde görüldüğü şekilde sine döverek yahut zincir vurarak bedenlerine eziyet etme gibi fiillerden uzak durmaktadırlar.

Sonuç itibarıyla, Hz. Hüseyin, Peygamber torunu ve Ehl–i Beyt üyesi olarak bütün Müslümanların kalbinde taht kurmuş, onun dramatik biçimde şehâdeti tarifsiz bir üzüntü vesilesi olmuştur.

Dipnotlar

1. Hz. Hüseyin hakkında İslâm literatüründe kaleme alınan eserler hakkında bk. İlyas Üzüm, TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hüseyin” (Literatür), XVIII, 521–524./ 2. Bu rivayetler için bk. Meclisî, Bihârü’l–envâr, X, 103./ 3. Muharrem erkanı hakkında geniş bilgi için bk. Bedri Noyan, Bektaşîlik Alevîlik Nedir, Ankara 1987, s. 129–156.