NAMAZ VAKİTLERİ

Hamm Şehri
İmsak 3.52
Güneş 5.42
Öğle 13.41
İkindi 17.46
Akşam 21.27
Yatsı 22.57

Sabah Namazı vakti: 5.10

Peygamberimiz (sav)

En güzel ÖRNEK Hz. Muhammed (S.A.V) hakkında bilgi öğrenmek için Resimi TIKLAYINIZ

 

Hisar gençlik teşk.

Resim Galerisi

Kadın Kolları Teşk.

Hazine kız gençlik teşk.

Mevlüt Özcan

İlahiyatçı Yazar

Beklediğimiz misafir hoş geldin

Mahmut Toptaş

Araştırmacı Yazar

Kur’an’ı nasıl okumalı

İlyas Özbay

Yazan ve hazırlayan

Ramazan tacirleri

Kim Online

Ashabın Kur'an Okuyuşu ve Anlayışı

Kur'ân'ın ilk muhatabı olan ashabın, Kur'ân karşısın-daki duruşları, onu okuyup anlamaları bizler için son de-rece önemlidir. Çünkü Kur'ân, öncelikle onlara hitap et-miş, onların diliyle, onların anlayış ve kavrayışlarına göre ve onların problemlerine çözüm üretmek, sorularına ce-vap vermek üzere onlara inmiştir.
O yıldız insanlar da Kur'ân ayetlerini kendi üzerlerine almışlar, her ayeti kendileri hakkında iniyormuş gibi okuyup anlamışlar, Kur'ân'ın pratiği olan Hz. Peygamberi izlemişler, takıldıkları yerlerin açıklamasını bizzat ondan öğrenmişler ve ayetlerden çıkardıkları derslerin gereğini yerine getirme gayreti içerisinde olmuşlardır. Kur'ân'ı an-lama, üzerlerine alma ve gereğini yerine getirme konu-sunda, bizlere en güzel örnekleri sunmuşlardır.
“Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfir/za-lim/fasıklardır.”(1) ayetini Kitap ehline hasretmek iste-yenleri İbn Abbas şöyle uyarıyordu: “Siz ne iyi adam-larsınız! İyi/tatlı olanlar size, kötü/acı olanlar Kitap ehline öyle mi? Hayır hiç de öyle değil! Allah'ın hükmünü inkar eden, onun gereğini yerine getirmeyen herkes bu ayetin içerisine girer!”(2)
Yine o Saadet çağının kahramanları, “İman edip imanlarına asla zulüm karıştırmayanlar..”(3)”İçinizden gizleyip sakladıklarınızdan dolayı da Allah sizi hesaba çe-ker..”(4) ayetlerini doğrudan üzerlerine almışlar, onlardan etkilenmişler ve ne yapmaları gerektiğini gelip Peygam-berimizden sormuşlardı. Kiminle ilgili olarak inerse insin, onlar her ayetin öncelikli muhatabı olarak kendilerini gö-rüyorlardı.
Her şeyden önce onlar, Kur'ân'ı anlamanın önemini kavramışlar ve bunu kendilerine temel bir görev bilmişler-dir. Bir tek Kur'ân âyetini tanımamak bile onları mah-zun ederdi.(5) Onlar bu asil görevi hakkıyla yerine geti-rebilmek için birbirleriyle yarışırlar ve bu konuda hiçbir fedakârlıktan sakınmazlardı. Kur'ân onların gündemini oluşturuyor, her konuda onların müracaat kitabı olu-yordu. Abdullah b. Mesud, şu sözleriyle bu konudaki azim ve kararlılığını ortaya koymaktadır: "Allah'ın kita-bını benden daha iyi bilen birinin olduğunu bilseydim, bineklerin ulaşabileceği yere kadar gider, ondan istifa-de ederdim".(6)
Sahabe medresesinden yetişmiş olan büyük Tabî Said b. Cübeyr ise şöyle diyordu: "Kur'ân'ı okuyup O'nu tefsîr etmeyen kör yahut bedevi bir kişi gibidir".(7)
Onlar Hz. Peygamberin; "Geçmiş ve gelecek olanların ilmini isteyen Kur'ân'ı harmanlasın."(8) hadisinin gere-ğini yerine getirmek için yapılması gereken her şeyi yapmışlardır. Hadiste, "deşelesin, harmanlasın, araştı-rıp tahlil etsin" anlamına gelen "Esîru, felyüsevvir" keli-melerinin seçilmiş olması oldukça dikkat çekicidir. Bu kelimelerin türetildiği "svr" kökü, yeri ziraat için eşmek, deşelemek, sürmek anlamına gelir.(9) Buna göre ilme ulaşmak isteyen Kur'ân tarlasını sürecek, başka bir de-yişle onun altını üstüne getirerek onu işleyecek ve o tar-lanın içerisinden ürünleri devşirecektir. İşte sahabe de bunu en güzel bir biçimde yapmıştır.
Allah'ın, Kur'ân ile kendilerinden istediğini yerine getirebilmek için Kur'ân'ı anlamaya yönelen sahabe, Kur'ân'ın iniş esprisine uygun bir şekilde, gereksiz detay açıklamalarının içerisinde asıl manayı kaybetmemeye de özen gösteriyorlardı. Onlardan bize intikal eden Tef-sîr rivâyetleri kısa ve özlü oluşlarıyla bu özellikleri taşı-makta ve bu söylediklerimizi desteklemektedirler. On-ların Kur'ân anlayışlarının en önemli bir özelliği de, Allah'ın hükümlerini peşinen kabul etmiş olmalarıdır. Onlar öyle bir imanî noktaya ulaşmışlardı ki, hakların-da nasıl bir hüküm / ayet geleceğini bilmedikleri halde "İnandık biz ona, hepsi Rabbimiz katındandır." diyerek teslimiyet gösterebilmişlerdir. Onların bu tutumu, Allah'ın ayetlerine ön yargılı, tereddüt ve şüphelerle yaklaşan günümüz insanı için iyi bir örnektir.
İnsanlar farklı seviyelerdedirler. Her insanın aklı, kültürel seviyesi ve kapasitesi farklıdır. Hadisde, "İnsan-lar altın ve gümüş madenleri gibi farklı mizaç ve seviye-dedirler."(10) buyrularak bu gerçeğe dikkat çekilmiştir. Kur'ân'da da, "Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen bir ilim sahibi vardır."(11) buyurulmuştur.
İnsanların bu seviye farklılıkları Kur'ân'ı anlamada da kendisini göstermiştir. Her insanın aynı seviyede Kur'ân âyetlerini anlaması mümkün değildir, ama her insanın Kur'ân'dan anlayacağı pek çok şey vardır. Tıpkı maddi bir gıdanın her bedende, olumlu-olumsuz farklı etkiler doğurması gibi. Sözgelimi kimi insan, bir ayet-ten çokça etkilenir ve büyük ölçüde ondan yararlanır; kimi ise, ondan o kadar etkilenmez. Bu gerçeğin bilin-mesi, hem kişinin haddini bilmesini sağlar, hem de "Ben ilim ehli değilim, Kur'ân'ı anlayamam." deyip Kur'ân'ı anlama işinden tamamen sıyrılıp kaçmasını önler.
Ashab da, Kur'ân'ı anlama konusunda farklı farklı seviyede idiler. Tabiundan Mesruk'un dediği gibi, "Bu konuda onlardan kimi bir kişiyi, kimi iki kişiyi, kimi on kişiyi, kimi yüz kişiyi, kimi de tüm insanlığı sulayıp kan-dıracak düzeyde bir anlayış sahibi idiler."(12)
Kur'ân'da, onların da tam olarak bilemedikleri keli-meler vardı. Örneğin Kur'ân'ın Tercümanı denilen İbn Abbas, Kur'ân'da geçen "el-ğıslîn, el-evvâh, üfati-huke, fatır" kelimelerinin tam karşılığını bilmediğini söylemiş, fakat daha sonra çeşitli vesilelerle bunları öğ-renmiştir.(13)
Onlar Kur'ân âyetleri hakkında konuşurken ihtiyatlı davranıyorlar, bilmedikleri yerleri, bilmediklerini söyle-mekten çekinmiyorlar, ama en önemlisi bu konudaki eksikliklerini tamamlamak ve seviyelerini yükseltmek için çalışıyorlardı. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in, Abese suresi 31. âyetinde geçen "ebben" kelimesinin anlamı-nı tam olarak bilmediklerini söylemeleri de bunun ör-neklerindendir.(14) Ama onlar, âyette Allah'ın kullarına nimetlerinden bir kısmını sayıp hatırlattığını ve "ebben" kelimesinin de bu nimetlerden biri olduğunu bilebiliyor-lardı. Âyetin temel esprisi de buydu zaten. Bunu kav-radıktan sonra "ebben" kelimesinin ot yahut diğer bir hayvan yemi olduğunu ayrıntılı bir biçimde bilmek, herkes için pek o kadar önemli değildi.
Kur'ân tefsirinde gereksiz ayrıntılara dalmadıkları için, bu konuda onlardan gelen rivayetler, herkesçe ko-lay bir şekilde anlaşılamayacak ya da yanlış anlaşı-labilecek yerlerin çok kısa açıklamalarından oluşmak-tadır. Bu tutumlarıyla onlar, Kur'ân'ın, kendi detay açıklamaları içerisinde kaybolmasına izin vermemiş-lerdir. Örneğin ashabdan birinin Kur'ân tefsirine dair açıklamalarının toplamı, hacim olarak Kur'ân'dan da-ha azdır.
Ashab da, Kur'ân'ı anlayarak okumak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış, bunun için gereken her tür-lü tedbiri almış ve bunu gerçekleştirebilmek için yapıla-bilecek her şeyi yapmıştır. Birkaç örnek verecek olursak:
Bir gün Hz. Ömer, Bakara suresi 266. âyetinin ne hakkında indiğini yanında bulunanlara sorar. Onlar: "Allah en iyi bilir." cevabını verince Ömer, kızar ve şöyle der: "Ya biliyoruz deyin, ya da bilmiyoruz deyin." Bu-nun üzerine İbn Abbas, "Ey Ömer, o âyet hakkında ben bazı şeyler biliyorum." deyince ona da; "Yeğenim! Bil-diklerini söyle, çekinme!" der.(15) Bu rivâyet ashabın Kur'ân âyetleri hakkında yanlış bir şey söyleme en-dişesi taşımalarının yanında, Kur'ân'ı anlamak için ne kadar gayret gösterdiklerinin ve özellikle Hz. Ömer'in Kur'ân'ı anlamanın gerekliliği konusundaki gayretkeş-liğinin çarpıcı bir örneğidir.
Nitekim Hz. Ömer, Kur'ân ezberleyen hafızlar için maddi yardım isteyen Basra valisi Ebu Musa el-Eşa-ri'ye yazdığı mektubunda şöyle diyerek Kur'ân'ı anla-ma işini ihmal edenleri tasvip etmediğini ortaya koyu-yordu: "Onları kendi hallerine bırak. Korkarım ki, insanlar kendilerini Kur'ân'ı ezberleme işine kaptırırlar da, O'nu anlama işini ihmal ederler."(16)
Bakara suresi üzerinde sekiz veya on iki sene çalı-şan kimse de aynı Ömer'den başkası değildi.(17)
Abdurrahman Ebu Leyla, Hud suresini okurken yanına giren bir kadının kendisine şunları dediğini bize haber vermektedir: "Ey Abdurrahman! Sen Hud suresi-ni böyle mi okuyorsun? Vallahi ben altı aydır onu oku-yorum, ama hala bitiremedim."(18)
İlmin kapısı Hz. Ali, Hâricîlerle tartışmak üzere gi-den Kur'ân'ın Tercümanı olarak bilinen Abdullah b. Abbas'a şu uyarılarda bulunmuştu: “Onlarla Kur'ân'a dayanarak tartışmaya girişme. Çünkü Kur'ân, bir çok yönlü olan, türlü yorumlara açık olan bir kitaptır. Sen ayetleri delil getirirsen, onlar da ayetleri delil getirirler. Bu yüzden sen onlara sünnetten deliller getir, çünkü on-lar ondan kaçamazlar.”(19)
BİZİM KUR'ÂN OKUYUŞ VE ANLAYIŞIMIZ
Ashabın hayatındaki gibi bizim hayatımızda Kur'-ân'ın belirleyici ve etkin olma özelliği kalmamış yahut azalmış. Zira onlar Kur'ân merkezli düşünüyor ve yaşı-yorlardı. Bizler ise, aklımıza esince, sıkışınca, ibadet ve cenaze gibi belli zamanlarda Kur'ân'ı hatırlıyor ve okuyoruz.
Çoğumuzun konuşma ve yazılarının kaynağını Kur'ân ayetlerinden çok, başka kaynaklar oluşturuyor. Hatta Kur'ân ve onun yaşam biçimi olan sünnet kay-naklı konuşmalar, çoğumuzun nazarında klasik söylem-lerden ibaret kalıyor.
Kur'ân eğitim ve öğretimi bizim öncelikli işimiz de-ğil. Zira biz, daha çok para kazandıran işlere/eğitim ve öğretimlere yöneliyor ve çocuklarımızı onlara yönelti-yoruz. Kur'ân eğitiminin bizim için fazla bir anlamı ve cazibesi kalmamış. Bizim ve çoluk çocuğumuzun bey-nini işgal eden bilgileri yoklarsak, bunu daha iyi anlamış oluruz. Cilt cilt ansiklopedileri taramak zorumuza git-mezken, bunca cilt tefsiri okumak zorumuza gidebiliyor.
Kur'ân'ın lafzına, mushafına, yazısına verdiğimiz değeri, onun manasına ve onunla amel etmeye vermi-yoruz. Ya da Kur'ân'a saygıyı, ona karşı olan sorumlu-luklarımızı, onun mushafına ve yalnızca lafzının okunu-şuna saygı ile geçiştiriyoruz.
Kur'ân merkezli eğitim-öğretim içerisinde olanları-mız da öğrendiklerini eyleme dönüştürmek yerine, da-ha çok malumat sahibi olmak ve işin edebiyatını yap-mak için yapıyor. Çoluk çocuklarını da büyük ölçüde Kur'ân eğitiminden kaçırıyorlar.
Bizler, Kur'ân ayetlerini seçici olarak okuyor, onları kendimize göre taksim ederek, bizi ilgilendirenler, baş-kalarını ilgilendirenler diye ikiye ayırarak okuyoruz. Oysa Kur'ân ayetleri bütünüyle bize inmiştir. İman, İs-lam ile ilgili olanları kendimiz için; küfür, şirk, nifakla il-gili ayetleri başkaları için okuyoruz. Cennetliklerle ilgili ayetleri üzerimize alırken, cehennemliklerle ilgili olanları başkalarına kaydırıyoruz. O ayetleri okurken başkaları için okuyup anlıyoruz.
Baştan sona ve bütüncül Kur'ân okuyup anlama yerine, seçici okumaları tercih ediyoruz. İşimize gelen yerleri, bizim fikirlerimizi destekleyen yönleri öne çı-karmayı, bazı ayetleri bayraklaştırmayı seviyoruz.
Kur'ân hakkında konuşanlarımız, biraz fazla cüret-kârdırlar bugün. Herhangi bir alt yapıya sahip olma-dan, rahatlıkla Kur'ân hakkında ahkâm kesebiliyor ve ön kabullerimizi Kur'ân'a söyletebiliyoruz.
O halde işte Kur'ân'ın ilk muhataplarının Kur'ân anlayışı ve işte bizlerin Kur'ân anlayışı. Kendimizi test edelim, onlarla bir kıyaslayalım. Biz de onlar gibi aynı Kur'ân'ın rehberliğinde ve onun şefaatiyle aynı cennete talip isek bunu yapmak zorundayız. Kitabın nedir, so-rusuna hazırlık buradan başlamalıdır. Sahi o sınav gündemimizde var mı? Yoksa bunca dünyevî sınavlar içerisinde o büyük sınava henüz sıra gelmedi mi?
Allah'ım! İndir Kur'ân'ını yeniden gönüllerimize, beyinlerimize, dillerimize, evlerimize, iş yerlerimize ne olur . Âmin.



1) 5 Maide 44, 45, 47.
2) Zemahşerî, Tefsîr, I, 616.
3) 6 Enam 82.
4) 2 Bakara 284.
5) Bkz. İ.Kesir, Tefsîr, III, 414; Âlûsî, Tefsîr, I, 5.
6) Taberi, Tefsîr, I, 28; Kurtubî, Tefsîr, I, 35;
Zerkeşî, el-Burhan, II, 157.
7) Taberi, Tefsîr,I, 36; Suyûtî, Tefsîr, II, 223.
8) Gümüşhânevî, Râmuzü'l-Ehâdîs, II,401.
9) İ.Esir, en-Nihaye, I, 228-229.
10) İbn Abdi'l-Berr, Câmi', 16; Acluni, Keşfü'l-Hafa, II,432.
11) 12 Yusuf 76.
12) Zehebi, et-Tefsîr ve'l-Müfessirun, I, 38.
13) Bkz.Kurtubî, Tefsîr, I, 44; IV, 16-19.
14) Bkz.Taberi, Tefsîr, I,7; Kurtubî, Tefsîr, I,34;
İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 473.
15) Bkz. Buhari, Tefsiru'l-Kur'ân II, 48.
16) Bkz. Şimşek Said, Asr-ı Saadette Kur'ân'ın Anlaşılması, I, 213.
17) Bkz. Kurtubi, Tefsir, I, 39.
18) İbn Kayyım, Zâdü'l-Meâd, I, 340.
19) Hz. Ali, Nehcü'l-Belâğa,s, 334-335

 

 

Prof. Dr. Ali Akpınar- ribatdergisi.org